Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 8 Oy - 4 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
3 – KARANLIK (MRT)
Yazar Mesaj
Prenses Çevrimdışı
Junior Member
**

Mesajlar: 19
Katılma Tarihi: Nov 2011
Rep Puanı: 0
Mesaj: #1
3 – KARANLIK (MRT)

Adiniferihakoydumdizi.com Senaryo Sayfasından alınmıştır.

Yazar: mrt

Önce "Feriha Emir ile Konuşur" başlıklı senaryoyu okumanız önerilir…

Mutlu biten bir çok aşk hikayesinin sonrası anlatılmaz. Genelde esas oğlan ile esas kız kavuşunca biter hikaye. Umarım AFK için bu durum farklı olur. Kavuştukları sahne son değil mutlu yarınların başlangıcı olur da biz de nasıl mutlu olunabilirin hasretle beklenen tanımına şahitilik ederiz…

Kavuşmadan çekilen ızdırabın, beraberliğin devamını garanti altına alamayacağı çarpıtılır hep. Peki ya sonra… KARANLIK… Ve bu karanlıkta aşkı sorgulayan, iki ayrı noktaya çıkan, iki kadın. Aşkın beraberinde getirdikleri nelerdir? Güç ve kararlılık mı? Yoksa acizlik ve güçsüzlük mü?

Kafasını uzun süredir dinlediği bu hoş melodiden kaldırdı. Aşık olduğu adama bakarken buldu kendini dakikalar sonra. Dönüyordu tüm dünya. Aşk, sevgi, mutluluk ne olduğu önemsizdi. Dönüyordu işte. Kalbinin atışı ağzındaydı sanki. Acaba daha önce böyle hissedebilmiş miydi kimse? Yoksa onun kadar yoğun başka kimse yaşıyamamış mıydı bu duyguyu? Kendini, bu duyguyu en yoğun şekilde yaşadığını söyleyerek kandırıyor muydu? Aklına gelen çoğu yarım, çoğu cevapsız onlarca soru… Düşünemiyordu. Tek bildiği vardı… Bırakamazdı onu. Onsuz bir hayat nefessizdi, oksijensiz, boğulmaktan beterdi… Delirmemek mümkün olamazdı. Bir ironi daha diye düşündü. Emir onun ciğerlerini solumuştu hayatta kalabilmek için, ama Feriha, Emirsiz boğuluyordu zaten. Peki Emir yaşayacak oksijeni nereden buldu? Aşk bu muydu?
Daha sıkı bastırdı sevdiğinin göğsüne kafasını… daha sıkı sarıldı beline…Amansız sorular ve kaybetme korkusu sardı bir anda her yanını… Sırtından başlayıp yayıldı vücuduna tüm dikenler… Daha sıkı sarıldı. Korunmasız ve güçsüz hissediyordu. Onun kollarına, sarılmasına ihtiyacı vardı şimdi. Onun koruması olmadan yaşayamayacağını hissetti. Aşk bu muydu? Güçsüz olmak mı? Ne olmuştu içindeki o yırtıcıya? Nerede kalmıştı savaşçı ruhu?
En büyük savaşı kazanmışlardı ama zafer daha uzaktaydı. Kazanmaları gereken daha nice savaşlar vardı önlerinde…Bunu, bu ilişkiyi oldurabilmek adına… Bu muydu hakkım? Diye kızdı kendine. O kadar ızdıraptan sonra sadece bir kaç dakikalık mutluluk ve yine bir çok soruna boğulmak mıydı ödülüm? Ne zaman mutlu olacağım? Mutluluğumun önündeki tek engel ben miyim? Düşünmem mi? Kafaya takmam mı? Mutlu olsam mrt yazacak ne konu bulacaktı? (Haksızlık ediyorsun Feriş, bir önceki bölüm sayemde kaptın esas oğlanı. Bence sus ve kır k.çını otur yoksa senaristlerin yaptığı gibi kıvrandırım seni aylarca…)
Emirim…Ya yine ayrılık varsa önümüzde, ya ellerin kayarsa avuçlarımdan yine? Ya tutamazsam? Çok güçsüzüm… Şu an… Seninle bile…Nereden bulurum o gücü ellerini sıkı sıkı tutacak?..
Kafasını kaldırdı. Emir' in gözlerine baktı. Dudaklarına uzandı dudaklarıyla. Öptü…
Koltuğa oturdular beraber ancak artık gitmeliydi. Onun yanından ayrılmak istemiyordu ama aşağıya inmesi gerekiyordu. Babası birazdan gelirdi. Ayrıca annesine anlatması gereken şeyler vardı. Mesela Emir ile tekrar barıştıklarını. Acaba annesi ne diyecekti? O kadar ızdırabın üzerine kurulacak bu ilişkiye ve Emir' e ne gözle bakacaktı? Önemli değil herkese, herşeye rağmen sensiz olmaz, olamaz aşkım…Ne olursa olsun yanından ayrılmam…seni bırakamam… diye düşündü. Emir'in omuzundan başını kaldırdı. O na döndü.
F: Artık gitmeliyim. Annemler merak eder…
Cümlesini tamamlayamadı. Annemler… babası… Mehmet… Halası… Fakültedekiler… Levent Bey… Acaba hastanede durumu nasıldı?… Sanem… Cansu…
F: Offfff… daha çok yapacak şey var….
Cümlesini yine tamamlayamadı.
E: Ne çok şeyi? En önemlisini aştık…Bundan sonrası bize ait olacak artık.
F: Ortalık savaş alanına döndü. Zaiyat çok… Sarılması gereken çok yara var.
Emir kafasını önüne düşürdü. Evet haklıydı…Hırsı ve intikam duygusu çok telefat verdirmişti iki tarafa da… Yapacak çok şey vardı hakikaten ve bir an önce mutlu sona kavuşmak istiyorlarsa ayağa kalkmaları gerekiyordu. Kalktı.
E: Haklısın. Seninle ayrılmak istemiyorum ama benimde yapmam gereken çok iş var ve zaman kaybetmeye niyetim yok….
Ayrıldılar…
Feriha hızla merdivenlerden indi. Emir de şu an evde telefon etmeye başlamıştır diye düşünüyordu. Kapıcı dairesinin kapısını çaldı. Emir'in yokluğunu daha fazla hissediyordu şimdi. Kapıyı annesi açtı. Feriha babasından önce eve yetişdiği için memnundu. Annesine anlatacak çok güzel bir hikayesi olduğu içinse haddinden fazla heyecanlı. Annesinin ellerine yapıştı, kapıyı kapadıktan hemen sonra.
F: Anne… Oldu… Emirle barıştık.
Z: (Gözleri dolmuştu. Emir' den nefret ediyordu özellikle son yaptıklarından sonra…Ama kızını aylardır ilk defa bu kadar mutlu görmüştü ve bunun tadı hiç bir şeye değişilemezdi. Eğer Feriha böyle mutlu olacaksa varsın olsundu.) Sonunda yola geldi mi? İyi hadi hayırlısı kınalı kuzuumm…İnşallah hep böyle gülersin, hep böyle mutlu olursun yavruuumm…
F: Babamlar nerede?
Z: Feriha babanla Mehmet' e bir şey deme sakın. Bırak ben konuşurum onlarla… Biliyorsun araba…
F: Anne ya çok sevinirim… Ben de düşünüyordum kara kara onlara ne diyeceğim diye…
Z: Yavrum acele etme. Babanı biliyorsun, sıcak bakmaz böyle şeylere. Değil Emir başka bir erkekle buluştuğunu anlasa köye diye tutturur… Sen sakin ol annecim… Hele bu oğlanla neye varacak sonu… Babana dersen, gelsin istesin der. Tekrar sıkıntıya girer başın. Zaten kardeşini biliyorsun, o hiç razı gelmez. Boğaz boğazalar çocukla olmaz…Sen sus hele zamanı gelince hallederiz.
Feriha'nın başından kaynar sular dökülmüştü. Annesi çok haklıydı. Onlara söyleyemezdi. Durum tam bir felakete dönebilirdi. Peki Emir… Emir' e nasıl bunu anlatacaktı? Emir biz seninle barıştık ama babamlar seni sevmez o yüzden hemen söyleyemedim. Sen beni istemeye gel…Yok olmaz böyle saçmalık… Tamam barışmışlardı ama zırt diye evlenecek halleri yoktu. Ufff ortalık arapsaçı diye düşündü..Ağzından gık çıkmadan odasına yöneldi. Onun böyle yeniden karalar bağladığını gören annesi suratını okşadı.
Z: Tamam annem… Eğermiş hemen boynunu… Sen merak etme ben halledecem annecim. Benim adım Zehra ise ben de bu işi halledecem… Sizin aranız düzeldiyse problem yok…
Doğru… Bu sözü en son yüzük için duymuştu. Annesinin inadına da o zaman şahit olmuştu. Emir onu yüzüğü satmakla suçladığı gün ne yapıp etmiş yüzüğü Seher sürtüğünün elinden çekip almıştı. Akşamına da Feriha, yüzüğü kapısına kadar gidip Emir' e vermiş hikayesini anlatamam ama yüzüğün burada ben aşkımıza asla ihanet etmedim diyebilmişti. Kapılar suratına kapanmadan hemen önce… Annesine inanıyordu ancak Emir bütün ailesine kapıcı kızına olan aşkını anlatırken o aileme bir şey diyemedim bir annem biliyor derse Emir bunu yanlış anlar mıydı acaba? Neyse ne artık, yalan yok…Aile içi dengelerle alakalı olarak onunla konuşmam lazım gelecek diye düşündü. Tam o sırada kapı çalındı. Feriha odasına geçmek üzereyken kapıya yöneldi ve açtı. Gelen Rıza idi. Kızının suratındaki açan gülleri gören Rıza'nın da yüzü güldü.
F: Hoş geldin, baba.
R: Kızım hoş bulduk. Hah bak şöyle yüzün gülsün..Neydi o halin kaç gündür sirke satıyordu suratın?
Z: Rıza hoş geldin. Nasılsın? Mehmet'ten haber var mı? Gelecek mi?
R: Konuştum akşam yemeğinden önce burada olacak beraberiz bu akşam.
Mehmet'in yüzük olayından sonra Seher'den bayağı bir soğumuş olması, akşam yemeklerine katılımını bir hayli arttırmıştı. Sadece dükkanda işi uzarsa nadiren yetişemiyordu ya da yeni hamal arkadaşlarıyla dışarıda takıldığı zaman. Yüzüğün gerçek değerini öğrendiği zaman Feriha'yı çok sıkıştırmıştı. Feriha okuldaki sosyetik kız arkadaşlarından birinin cafede düşürdüğünü gördüğünü ve kıza vermek için yüzüğü aldığını ama kim olduğunu bulana kadar Mehmet'in yüzüğü Seher'e verdiğini, kızı bulduktan sonra da yüzük onda olmadığı için kıza veremediğini ya da onunla konuşamadığını anlattı. Mehmet kendisine neden gerçek değerinin söylenmediği konusunda çıkışınca da dergi olayından sonra yanlış anlaşılabileceğinden korktuğu için olduğunu söyledi. Sonra da Mehmet'e kendi eşyasını çaldığı için çok kızıp, yumruklamaya başlayınca Mehmet de çenesini kapalı tutması gerektiğini anlayıp olayı daha fazla uzatamadı.
Kaç akşamdır sofradan eksik olmayan o kasvet bu akşam Zehra ile Feriha hariç kimsenin anlayamadığı bir şekilde yerini neşeye terketmişti. Yemek bitip masa toplanıp çaylar konulduktan biraz sonraydı kapı ardarda heyecanla vuruldu. Feriha annesine baktı gelen bu saatte kim ola ki diye düşündüler ikisi de. Mutfaktan çıkan Zehra kapıya doğru ilerledi. Kolu yavaşça aşağı doğru ittirip, kapıyı kendine doğru çekti. Daha önce en son burnuna geldiğinde nice ızdıraplara gebe olan o kokuyu hatırladı…

Emir Feriha'yı öpücüklerle uğurladıktan sonra bir duş alıp bir kadeh sek viskiyi bir dikişte içte. Babasını aradı ardından da annesini. Acilen evde onunla görüşmeleri gerektiğini söyleyip ayrıldı apartmandan ve soluğu babasının evinde aldı. Kapıda annesini de babasının da arabalarını farketti. Yolda muhasebeciyi arayıp arabanın ödemeleri konusundaki fikir değişikliğinden ve bunun kesinlikle ikisi arasından kalması gerektiğinden bahsetmişti. Şimdi de yeni muharebeye hazırlanıyordu. Çok kayıp verecekti çok kanayacaktı çetin bir savaş olacaktı ama kazanacaktı başka şansı yoktu. Sözlerini çok dikkatli seçmek zorundaydı. Hatalı en ufak bir harf bile yıllar sürecek dargınlıkların ve kırık kalplerin mimarı olacaktı. O da öyle yaptı. Değişim asla hızlı olamazdı. Doğanın kanuna aykırıydı. Önce yıkılan köprüleri tamir etmeliydi. Bu köprülerin üzerinden geçecek olan postacı, o güzel haberi iadesiz tahahütsüz teslim edecekti anne ve babasına. Kapıdaki kıza bile başıyla selam verip neşeyle daldı içeri ve zaman kaybetmeden, salonda, ondan haber alamamanın verdiği endişeyle bekleyen anne ve babasının yanına doğru seyirtti.
E: İyi akşamlar. Nasılsınız?
Anne, baba şaşkın ona baktılar.
Ü: Eşşek sıpası… Haftalardır ne bir haber var senden ne de başka birşey… Şimdi karşımıza geçmiş iyi akşamlar diyorsun. Ne kadar endişelendiğimizi anlamadın mı hiç…Nerelerdeydin?
Ağlum çok merak ettik. Nasılsın? Ne yapıyorsun?
E: Özür dilerim çok haklısınız. Buraya da bu yüzden geldim zaten. Sizinle tekrar görüşebilmek konuşabilmek için ama lütfen aceleyle ayak üstü muhabbet etmeyelim. Akşam oldu. Bir şeyler yerken sohbet edelim. Hem sizinle konuşup biraz özlem gideririz.
Masa yarım saat içinde kurulmuştu. Emir ve ailesi de bu sürede birer içki içmiş ve üstün körü Emir'in yaptığı işlerden konuşmuşlardı. Aslında Zehra' nın yanına giden Aysun, oğlunun nerde olduğunu çok iyi biliyordu. Bu kadar mutlu görünmesinden iki ihtimal olduğunu düşündü. Birincisi ve daha kuvvetlisi Ferihayı aşmıştı artık Emir. İkincisi ve aklına getirmek istemediği şeyse…Düşünmek bile istemedi.
E: Artık babamın yanından taşınıp kendi hayatımı kurmam gerektiği konusunda uzun zamandır düşünüyordum. Ama bunu kendim yapmalıydım ve taşındım. Bu sürede başka sıkıntılarım da oldu. Ancak bunları aşmayı başardım. Artık yeniden hayatıma kaldığım yerden devam edebilirdim ancak bu süreçte sizleri çok ihmal ettiğimi anladım ve sanırım ailemle güzel bir akşam yemeği yemenin aradaki buzları eritmek için bulunmaz bir fırsat olacağını düşündüm. Olaya biraz gizem katmadan bu planı yapsam sizi bir araya getirmem zor olabilirdi. O yüzden telefonda çok bilgi vermemeye özen gösterdim ve şimdi burada ikinizle beraber bulunmaktan son derece mutlu olduğumu söylemeliyim.
Ü: Oğlum sen delirdin mi? Gazeteciden tut, Hill's de müşterilere kadar dövmediğin adam kalmıyor üzerine gelip bu konuşmayı yapıyorsun. Benden de sana inanmamı mı bekli…
A: Ünal!!! Emir tüm samimiyetiyle burada karşımızda değil mi? Ne yaptığının farkında olmayan biri için bu beklenilmez bir durum olurdu sanıyorum.
E: Baba haklısın. Maalesef bir takım sıkıntılara sebep oldum ve seni de zor durumda bıraktım. Ama bunlar hep benimle alakalıydı. Bir şekilde kendimle yüzleştim ve en doğru kararı aldığımı düşünüyorum. Neyse karşınızdayım ve oyuna devam edebilirim. Benden umudunu bu kadar çabuk kesme patron hahaha…
Ü: Tamam tamam ama bir olay daha ve senle çok farklı şeyler konuşuyor oluruz Emir Bey…
E: Aaaaa… gecelerin veliahti için biraz ağır değil mi bu sözler? Benden başka yıldız oyuncun var da ben mi bilmiyorum? Neyse şımarıklığı bırakıp aldığım paranın hakkını vererek oynayacağıma emin olabilirsin…hahah
A: Oğlum…Peki ne oldu o iş.
E&Ü: İşşş?
E: Birincisi o iş değil…İkincisi burada karşınızda bu kadar mutlu duruyorsam sence ne olmuş olabilir…
A: Ayrıldınız yani…
Ü: Aysun neler olduğundan bahsedecek misin?
E: Feriha oldu baba. Feriha oldu. Annem, iş derken Feriha'dan bahsediyor.
Ü: Evlenme teklifini kabul etmeyen kız haaa. Ayrıldınız mı Ferihayla?
E: (Annesine sakin sakin bakarak) Hayır baba asla…
A: Oğlum saçmalama kapıcı kızıyla olur mu hiç. Davul bile dengi dengine demişler…
E: Aşk bütün dengeleri bozar ve kendi denkliklerini kurar anne.
Ü: Kapıcı kızı mı? Hayatta olmaz. Sen gecelerin veliahtısın, kapıcı kızıyla geziyor dedirtmem. Az uğraşmadım senin tahtın için Emir…
E: (Aynı sakin bakışlarla babasına bakmaktadır) Onunla geçirebileceğim tek bir an için ömrümü bile veririm.
A: Çıldırmışsın sen!! Bu toparlanmış halin…
Ünal susmuştu bir anda. Çünkü hatırlıyordu. Aysun' u ne kadar sevdiğini ve Emir'le konuştuklarını. Bazen bir an için ömür bile verilir… Sen benim kadar eşşek olmazsan verirsin demişti Emir'e. Demek bu kadar çok seviyordu kızı ha…Vayy bee… İnsan hakikaten evladının tahtına yapıyor ama bahtını yapamıyor diye düşündü. Emir' in gözlerine baktı tekrar. Aysun çıldırmış gibi bağırıyor, haykırıyor bu işin olmayacağından bahsediyorken, Ünal elini kaldırdı. Aysun sustu.
Ü: Onu hiç aldattın mı?
E: Canını yakmak için mi evet bir kez…
Ü: Biliyor mu?
E: Evet. Canını yakmak içindi.
Ü: Neden?
E: Bana yalan söyledi.
Ü: Büyük bir yalan olmalı yoksa böyle bir şey yapmazdın.
E: Evet büyüktü ama aşkım kadar değil ve ben bunu biraz zor farkettim. Aslında bu yüzden zor zamanlar geçirdim.
Ü: Anlıyorum…Çok mu seviyorsun…?
E: Her anı için öle…
Ü: Tamam yeter anladım…
A: Ne oluyor size yaa Ünal bana da anlatır mısın? Sakın oğlunun kapıcı kızıyla olabileceği fikrine sıcak baktığını söyleme böyle bir saç…
Ü: (Birden ayağa fırlar) Senle ben denk davullardık da tokmağı neden şimdi başkası sallıyor Aysun? Hiç bir şey anlamadıysan oğlunun gözlerine bak. Onlar sana istediğin bütün cevapları verecektir (Arkasını dönerek hızlı adımlarla odadan çıkar).
A: Oğlum yapma etme napıyorsun…Nasıl mutlu olacaksınız…
E: Anne ben zaten mutluyum ve bundan daha fazla olamam.
A: Ah oğlum ah olmaz bu iş ama…
E: Zor olacak anne hem de çok zor olacak ve sen her zor anımızda yanımızda olacaksın ve ellerimizden tutuyor olacaksın. Eğer Feriha'yı , beni, bizi yarı yolda bırakacak olursan seni hayatım boyunca affetmem. Asla… duydun mu? Asla!!!(Emir' in uyguladığı taktik, aslında yıllardır annesinin kendine olan sadakatini resmen sömürmekti. İkisi de çok iyi biliyordu ki annesini böyle bir mutluluk misyonunda en esas göreve ataması demek karşısına dikilebilecek en güçlü karakteri yardımcısı ve iyilik meleği olarak yanına alması demekti. Başından beri bu konudaki kararlılığını ortaya koyarak annnesini de yanına alması bir çok uzak mesafeyi koşarak değil uçarak geçmesini sağlayacaktı ve 1-0 önde girecekti oyuna… Daha da önemlisi babasından sonra annesi de onu hayal kırıklığına uğratmayı göze alamazdı, almayacaktı…)
Aysun, Ünal' la yaşadığı sıkıntılı günlerden beri Emir' in nasıl yıkılmış ve hayal kırıklığına uğramış olduğunu çok iyi biliyor ve hissediyordu. O babalar gününden sonra Emir, hep tereddüt eden, ayakları üzerinde durmak için çabalar gibi yapıp aslında bunu hiç denemeyen kendine güveni olmayan biri olup çıkmıştı ve bu, Aysun'u oğlunun geleceği konusunda çok endişelendiriyordu. Bu yüzden de Emir' in üzerine kanatlarını hep germiş onun yalnız olmadığını ispatlamak adına elinden geleni ardına koymamıştı. Peki, gözlerindeki bu ateş ve kararlılık nereden çıkmıştı? Karşısındaki Emir değildi? Aşktan mıydı? Bu güç? Bu inat? Gözlerinin içine bile direk bakamıyordu? Sanki yıllardır tanıdığı dışarıdan gecelerin, içinde ise tereddüt ve korkuların veliahtı Emir gitmiş yerine olgun, cesur ve bu iş olmaz diyen annesine bile bu işi sen olduracaksın diyecek kadar gözünü budaktan kaçınmayan Emir gelmişti. Oğluyla gurur duydu ama kapıcı kızı için bunu yapıyor olmasını kesinlikle tasvip edemezdi. Son kez şansını denemeliydi… Ne olursa olsun…
A: Oğlum sen iyice kafayı yedin…Ben sana olmaz bu işe onay vermem diyorum sen bana sen yanımızda olacaksın diyorsun…Delirme…Asla kapıcı kızıyla beraber olmana izin vermeyeceğim.
E: İzin istemiyorum.Çok zor bir durumdayım ve yardımını istiyorum. Sen Feriha için, benim için, bizim için artık yanımızdasın. Koşullar ne olursa olsun bizim mutluluğumuz için savaşacaksın. Gerçek bir annenin yapması gerektiği gibi. Çünkü sen de ben de onsuz nasıl bir Emir olduğumu çok iyi biliyoruz ve ben tekrar öyle olmak istemiyorum. Nefes alacak yere ihtiyacım var (Bu söz en son sarfedildiğinde milyonlarca insan ölmüştü ) aşkımız için savaşmamıza izin vermelisin sadece izin vermekle kalmayıp desteklemelisin de…
Aysun bu cümleyi en son Feriha'dan duymuştu. Sizden tek isteğim, Emir'e gerçekleri anlattığımda aşkımız için savaşmama izin vermeniz… Bu kadar savaşmaya ihtiyaç duyulan bir aşk gerçekten mutluluk getirecek miydi? Yoksa önünde ve arkasında yıkımlarla seyrini sonlandıracak mıydı? Davul bile dengi dengine, sosyete playboyu kapıcı kızıyla nasıl olacaktı? Ünal… Biz denktik de tokmağı neden başkası sallıyor dememiş miydi? Belkide aşkta ve ilişkilerde denklik tek göz önünde bulundurulması gereken kriter olmamalıydı. Lanet olsun…Emir…Bunca yıldır kendinin bile cevap vermekte zorlandığı ya da cevapsız bırakmak zorunda kaldığı bunca soruya verecek cevapları nereden bulmuştu? Kendinden nasıl bu kadar emin olabiliyordu? Yine aynı soruyu sorarken buldu kendini. Aşk mıydı onu bu kadar bilge ve güçlü kılan?

Hande Koray ile Emir arasında bocaladığı günleri geride bıraktığını düşünmesine rağmen, Koray da o da çok iyi biliyorlardı ki esas aşık olduğu, istediği insan Emirdi. Koray başından beri gözünü kör eden bu aşkı çiğ et kokusu almış yaban köpeği gibi takip etmesini kolaylaştıran esas nedenin Hande'nin Emir'e karşı olan duygularını gizlemek ve Koray ile beraber olabilmek için verdiği savaşa tanık olmasıydı. Aslında Koray da bir şeylerin tam yerine oturmadığını biliyordu…Biliyordu ama aşkın gözü kördü işte… Koray'ın Hande takıntısı kadar olmasa bile zaman zaman bu takıntının önüne geçen bazı değerleri vardı. O da hayatta gerçekten kimsenin umursamadığı Koray' a, en zor anında, kendi başını belaya sokmak adına yardım etmiş olan iyilik meleğiydi. Koray bazen hakikaten onun bir melek olduğunu düşünüyordu ve içinden bir ses şimdi onun yanında olması gerektiğini ona arka çıkması gerektiğini söylüyordu. Şimdi, hemen şimdi o kapıcı dairesine gitmeli ve dergi olayı konusunda konuşmalıydı. Feriha büyük ihtimallle hayatta bunu onaylamayacaktı ve Koray da gerçekten neyin doğru bir yaklaşım olduğunu söyleyebilecek bilgelikten uzaktı. Ancak içinden çok güçlü bir ses şu an onun olması gerektiği yerin o kapıcı dairesi olduğunu söylüyordu. Anahtarını kaptığı gibi kapıyı çarparak çıktı. Acele etmeliydi…İçindeki o ses acele etmesi gerektiğini söylüyordu…Çok geç olmadan…

Zehra aslında kapıyı açmak değil kapamak istemişti ama artık çok geçti. Kolu ilk aşağı ittirip kapıyı araladığında kapının diğer yanından karşı koyamayacağı bir güç ile itilmişti. Kapı şimdi ardına kadar açılmış arkasındaki gizemi ortaya çıkarmıştı… Kimsenin görmek istemeyeceği o gizemi…

Halil: Ooo herkes buradaymış… diye içeri girdi. Rıza babacığım, Zehra anneciğim, Feriha Hanım…

Mehmet bu nazik (!) hoşbulduk girişinde kendine sıra gelmeden ileri atıldı.
M: Ne arıyorsun lan burda çık dışarı, pis sapık!!
Mehmet Feriha'nın bu adam tarafından kaçırıldığını ve annesinin vurulduğunu hatırladıkça çılğınlığı arttı tek kelime daha etmeden Halil'in üzerine yüremeye başlamıştı ki Halil silahı çıkarıp Mehmet'in alnına dayadığında Feriha çığlığı attı.
H: Müstakbel nişanlıma kardeş acısı tattırmayalım istersen Mehmet kardeş geri çekilin hepiniz… Buraya sizin için değil Feriha Hanım için geldim. (Feriha'ya dönerek) Feriha Hanım, sizinle yarım kalan bir işimiz vardı. Bitirmek için buradayım. Umarım müsaitsinizdir…
F: (Gözlerinde, sesinde, yüzünde korku hakimdi) Anneee… Babaaa….

Tam o sırada apartman önüne parkeden Koray, Emir'in arabasından yeni inmekte olduğunu gördü. Emir onu görmemişti. Arabadan inerek Emir'e doğru koşar adım yürümeye başladı.
K: Emir…Vay kardeşim yeni mi geldin? Ben de şimdi Ferihalara geldim.
E: Hayırdır? Ne işin var Ferihalarda?
K: Ne bileyim? İçimden bir ses burada olmam ve onunla ve ailesiyle konuşmam gerektiğini söyleyip durdu bütün gün. Ben de karşı koyamadım. Geleyim dedim çok geç olmadan. Malum kız çok çekti şu sahte dergi olayından…Üzerine de siz ayrıldınız…Biraz desteğe ihtiyacı vardır diye düşünmüştüm.
Koray'ın aslında bütün olayı bu kadar dramatize etmesindeki esas neden Emir'i biraz yumuşatmak, düşük bir ihtimal olsa da Feriha' nın onun sandığı gibi biri olmadığını ona anlatabilmekti. Belki Emir, en yakın arkadaşının bu kadar saygı duyduğu birinin aslında hiç de kötü biri olmadığını düşünebilirdi.
E: Çok geç kaldın kardeşim, biz onunla barış…
O sırada bodrum katının dışarıya bakan kapalı penceresinden boğuk bağrışma sesini duydular ikisi de bir an sessiz kaldı ve aynı anda birbirlerine korku ve heyecanla bakıp FERİHA!!! diye mırıldandılar ve hızla koşarak apartman kapısından içeri dalıp aşağı kata yönlendiler.
Aşağı inerken çıkardıkları gürültüyü Halil duymuş, gelen iki kafadarı elinde silahla karşılamıştı. Onları da içeriye buyur etti. Şimdi tüm Yılmaz Ailesi, Emir ve Koray daracık kapıcı dairesinde sıkış tıkış ayakta dururken ve Halil ve elindeki silaha gözlerini dikmiş bakarken buldular kendilerini…
H: Oooo prens bey de teşrif etmiş. Feriha Hanım anlaşılan bu delikanlı okul dışında da sizi takip ediyor. O zaman varsayımlarımda yanılmadım. Bu adam seni rahatsız eden biri değil senin aşığın…
E: Eğer onun kılına bile zarar verirsen hayatta yapacağım son iş bile olsa seni parça parça ederim. Bunu bilmiş ol…
Mehmet ile Rıza ne olduğunu anlamaya çalışarak birbirlerine baktılar. Bu oğlan değil miydi haftalardır onlara çektiren… Ya araba borcu için bastıran…Küstah zengin çocuğu… Nereden çıktı bu Feriha merakı birden…Aşık da ne demek oluyordu? Feriha'nın aşığı? Sinirli ve şaşkın bakakaldılar…
H: Tehditlerin işe yaramaz…Ben Feriha' nın nişanlısıyım. Ya sen ne oluyorsun…
Halil sonunda bunu onun suratına söylemiş ve rahatlamıştı. Fakültenin bahçesinde bunu söyleyememişti. Ama şimdi intikam alır gibi kusuyordu tüm içindeki çirkinlikleri
H: Bu kız bana aitti. Ben onunla nişanlandım. Ya sen ne yaptın bu güne kadar. Amacın neydi. Onu kullanmak dışında…
F: Yeteeer…
Artık canına tak etmişti söylemek isteyip de söyleyemediği, içinde biriken onca keder, öfke, aşk, hasret, nefret, acı ne varsa hepsi dışarı taşıyordu artık. Kontrolünü tamamen kaybetmişti. Kendini tutamıyordu. Ölecek bile olsa artık sadece doğruları konuşacaktı. Kafasının basmayacağına emin olduğu Halil'e karşı bile… Hıçkırıklar içinde bugüne kadar susulan ama söylenmesi gerek herşeyi söyleyecekti artık…
F: Ben hep Emir'i sevdim. Sadece onu sevdim. Senden önce de senden sonra da… Seni sevmiyorum… Allah belanı versin sapık uzak dur artık bizden, uzak dur…Gözyaşları sadece yüzünü değil sesini de boğup almıştı ondan. Ama ölmek üzere de olsa aşkını bağıracaktı artık hiç susmadan…Nefesi kalmayana kadar değil herkes inanana kadar…
Feriha konuşurken, Koray ile Emir göz göze geldiler silaha hamle yapmak zorundaydılar. Yoksa bu manyağın ne yapacağı belli değildi. Emir Mehmet' in kulağına eğilip…"Birazdan" dedi. "Sakın donup kalma…" Ama Halil kurşunun adresini belirlemiş ve elindeki silahı ihanet eden kraliçesine, Feriha'ya çevirmişti. Artık bir şey planlamak için çok geçti. Emir, bir adımda daracık kapıcı dairesi arşınlayıp kendini Halil'in silahının önüne attı. Koray ve Mehmet önce ne olduğunu anlamadılar. Ama hemen arkasından davrandılar… Emir silahın önüne geçip ucunu kavradığı anda ateş aldı ama Emir korkup durmadı. Halil'in suratına öyle bir okkalı yumruk patlattı ki Halil'in kırılan burun ve üst çenesinin çıkardığı sesi odadaki karmaşaya rağmen herkes rahatça duymuştu. Halil yere yuvarlanmış acı içinde kıvranırken, silah Emir'in elinde kalmıştı. Yetişen Koray ve Mehmet yerde duran Halil'i yumruklamaya başladılar. Emir geride kalmıştı. Silahı yere attı. Feriha'ya döndü. Sarıldılar…
Feriha çok korkmuştu…Ama şimdi Emir'in kolarında ve güvendeydi. Ona sarılmış ve hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Aşkının kollarında olmak bir nebze rahatlatmıştı onu. Emir sıkıca Feriha'ya sarılmış onu hayatta bırakmayacağını kanıtlamıştı. Feriha kafasını çok sevdiği adamın göğsüne koyup o hoş melodi ile biraz sakinleşmek istedi. Lakin melodi biraz hızlı ve düzensizdi. Kulağında bir sıcaklık hissetti. Islak bir sıcaklık…
"Tanrım onu kurtardım." diye düşündü. Rahat bir nefes alabilirdi. Denedi ama ciğerlerine yeterince hava dolmuyordu işte… Anlaşılan yine Feriha'dan kapayacağım açığı diye gülümsedi sıcacık. Kalbi çok hızlı atıyordu birazdan sakinleşirim ve sevdiğime sarılmanın tadını çıkarırım diye düşündü… Göğsündeki ıslaklığı hissedene kadar. Gözlerini açtı. Göğsünde hafif bir yanma hissetmeye başlamıştı geçer diye düşündüğü ama birden daha fazla acımaya başlayan bir yanma… Kafasını aşağı çevirdiğinde Feriha'nın korku dolu bakışlarıyla karşılaştı. Feriha bağırıyordu. Yine sesini duyamadığını farketti. Seni seviyorum Emir diyor olmalı diye düşündü önce taki suratındaki kanı ve korkunun teleşa dönüşmesini görene kadar. Kafasını daha aşağı göğsüne doğru çevirdi.O zaman görmüştü… Gözleri kararmaya başladı. Dizlerinin boşaldığını hissetti. Feriha'nın ağzının kocaman açıldığını gördü. Bağırıyordu…Ama o duyamıyordu. Kendinden geçmek üzereydi. Olsun bu gözlere bakarak kendinden geçebilirdi…Feriham…Seni çok seviyorum… dedi. Belki o Feriha'yı duymuyordu ama Feriha onu duyabilirdi. Buna İnanıyordu. Lütfen nefes almama yardımcı ol… Sensiz çok zor oluyor…

KARANLIK…

Mehmet ile Koray dona kalmışlardı. Feriha ambulans ambulans çağırın diye bağırıyordu. Zehra ile Rıza şok içinde birbirine yanaşmış bakakaldılar. Koray tek atak olan çıktı. 112 yi arayıp hemen ambulans istedi. Zehra' ya havlu getirin diye bağrıdı. Feriha dizleri üzerinde yere çökmüş kucağındaki Emir'e sıkıca sarılmış hıçkırarak ağlıyor ve bağırıyordu. Düşerken zar zor tutabilmişti onu. Acaba hayata da bu kadar kolay tutunabilecek miydi Emir? Ambulans diye bağırdı yeniden. Gelen havluyu sıkı sıkı bastırdı Emir'in göğsüne Koray. Yerden silahı alan Mehmet, onu caninin uzanamayacağı bir yere koydu. Birazdan oda polis ve sağlık ekipleriyle dolmuştu. Emir'i hemen hastaneye yetiştirmek üzere ambulansa aldılar. Feriha hiç bir yasaklamaya kulak asmadan geçti ambulansa. Yakını mısınız diye sorana da karısıyım deyip kestirdi attı. Dışarıda Mehmet polise olanları anlatırken duymuştu Feriha'nın feryatlarını. Şaşırdı önce…Kardeşi gerçekten bu kadar sevmişmiydi kanlı bıçaklı olduğu bu adamı?Neden kendisine hiç bir şey anlatmamıştı? Feriha'nın gözleri önünde nasıl yıkıldığını görünce utandı soramadı başka sorular kendine. Onun yanında olması gerektiğini hisetti. Kardeşinin şimdi herşeyden çok sevdiklerine ihtiyacı vardı. Polisle konuşmasını bitirdi. En yakın zamanda merkeze bekliyoruz diyerek ayrıldı memur oradan. Koray arabayla Emir'in olduğu ambulansı takip ederek hastaneye gitmişti. Halil için gelen ambulans da Halil'i alıp götürmüş Mehmet, Zehra ve Rıza başbaşa kalmıştı. Mehmet şaşkındı olanlar gerçekten küçük dilini yutturacak kadar şaşırtmıştı onu. Annesine döndü.
M: Ya noluyor ben anlamadım siz anladınız mı? Emir ne alaka yaa???
Z: Oğlum vardı herhalde kardeşine karşı hisleri…
M: Ölecek kadar mı?
Z: Sus! Allah korusun! İnşallah öyle bir şey olmaz…Görüyor musun bak? Çocuk bizim kızın hayatını kurtaracam diye attı kendini kurşunların önüneeee…
R: Hanım, sen ne biliyordun Allah aşkına bu konuda? Bunların münasebetini biliyor muydun?
Rıza biraz kızmış ve içerlemişti. Ama olayın şokuyla çok tepki gösteremiyordu. Kızı hakkında böyle birşey var ve ona ulaşmadıysa siniri daha da artacaktı…Ancak hesaba katmadığı Zehra faktörü kendini göstermek üzereydi…
Z: Vardı tabi. Biliyordum. Lakin diyemedim sana. Oğlan çok zengin. Bizim kız da utanmış diyememiş ki ben fakirim… Ama çok sevdiler birbirlerini. Oğlan tabi öğrenince gerçeği çok çektirdi Feriha'ya ama Feriha hiç bırakmadı onu sevmeyi. Anlaşılan oğlan da bırakmamış ki attı kendini kurşunun önüne…
R: Bana neden haber verilmiyor bunlar. Biz burda eşşek başı mıyız?
Z: Ne haber verecem Allah'ını seversen Rıza. Dediğim an köye dönelim de dönelim diye tutturacan. E.. bu kızın da evde kalacak hali yok ya. Eninde sonunda tanışacak biriyle evlenecek. Oğlan da çok seviyor bunu…Aha sen de gördün…Dergiyi gördün çıldırdın ki Feriha'nın hiç suçu yoktu o olayda…Arkadaşına yardımcı olayım derken başı girdi kızın belaya… Ya bunu duyaydın ne yapacaktın asardın herhalde Feriha'yı…
Rıza, ailede neden olduğu terörü düşünerek daha çok kızdı ama bu sefer öfkesi en çok kendineydi, çok başı boş bırakmıştı kızını. Zehra'ya da bir haller oldu.. diye düşündü.
R: Feriha nerede şimdi?
M: Emir ile aynı ambulansa bindi. Hastaneye gitti.
R: Kızımızı yanlız başına hastane köşelerinde süründürecek halimiz yok ya yürüyün biz de gidelim…
Çok kızıyordu hem kendine, hem Zehra'ya, hem de Feriha'ya. İhanete uğramış gibi hissediyordu. Emir'den nefret ediyordu lakin çocuk kendi hayatını hiçe sayarak atlamıştı kurşunun önüne sırf Feriha kurtulabilsin diye. Madem gençler birbirlerine bu kadar bağlanmış…Neyse şimdi Feriha'nın ve kızlarını onlara bağışlayan Emir'in yanında olma sırasıydı.
Emir'i hemen ameliyathaneye aldılar. Kurşun iki kaburganın arasında girip akciğeri parçalamış ve arka göğüs duvarının içine saplanıp kalmıştı. Kalbe çok yakın değildi lakin bir hayli kanaması olan Emir'e sadece ameliyat sırasında 6 ünite kan verilmişti. 4 saat süren ameliyatın ardından yoğun bakıma alınan Emir solunum cihazına bağlı bir şekilde takip ediliyordu ve vital bulguları ve kan değerleri stabil gitmiyordu. Cerrah, ameliyattan çıkar çıkmaz, Feriha, Koray, Feriha ve Emir'in aileleri ile konuşmuş durumun kritik olduğunu ve yarına herşeyin daha netleşeceğini belirtmişti. Feriha Emir'i görebilmek adına Doktora çok yalvarmış ama yoğun bakımda kesinlikle böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını söyleyen doktor tüm ziyaretleri yasaklamıştı. Yoğun bakım kapısında gergin bir bekleyiş vardı. Aileler birbirleri süzüyor ve olanları anlamaya çalışıyordu.
Bütün bu gerginlik içinde herkesten uzak bir köşede, çok acı çektiği anlaşılan sırtını duvara yaslamış elleri çaresizce arkasında birleşmiş, masum, üzgün, donmuş bakışlar ve yaşlı gözlerle yerdeki bir noktaya bakakalmış olan Feriha, Koray'ın dikkatini çekmişti. Çenesi titriyordu. Dokunsan ağlayacak gibiydi. Ünal, Koray'ın yanına yaklaşıp tam neler olduğunu soracak oldu ama Koray bir anda arkasını dönüp Feriha'nın yanına gitti. Rıza, Zehra ve Mehmet yan yana dizilmiş Koray' ın az ileride köşede donakalmış Feriha'nın yanına gidişini izlediler. Koray, adımlarını hızlandırmış ve Feriha'nın yanına varmıştı. Feriha onu görmüyordu bile. Yerde sabit bir noktaya bakakalmıştı öylece. Sanki zaman Feriha için donmuştu. Aklından sürekli Emir'e sarıldığı o son anı geçiriyordu. Koray yanına geldi. Karşısına geçti. Hafifçe eğildi. Elini omzuna koydu.
K: Sakin ol Feriha, geçecek biliyorsun. Emir bunları atlatabilecek kadar kuvvetlidir.
Sözünü bitiremeden Feriha'nın yaşları sel oldu aktı. Koray bir anda düşmesin diye Feriha' ya sarılmak zorunda kaldı. Onu ayakta tutmaya çalışıyordu. Ancak Feriha'nın dizlerinin bağı çözülmüştü. Hıçkırarak ağlıyordu. Vücudu titriyordu. Elleri buz gibiydi. Koray dizleri üzerine çökerek Feriha'nın yere sertçe düşmesini engellemeye çalıştı.
F: Ben onsuz yapamam Koray. Ben onsuz yaşayamam. Benim canımı alsınlar daha iyi. Benim canımı alsınlar. O kurşun banaydı ona değil. Keşke ben yeseydim o kurşunu. Ben onsuz yaşayamam. Boğulduğu hıçkırıklar lafını tamamlamasına izin vermedi. Koray biraz daha sıkı sarılarak destek oldu Feriha'ya.
K:Sakin ol sen de biliyorsun ki Emir, o kurşunu sana asla bırakmazdı. Sen onu çok seviyorsun da o seni sevmiyor mu sanki… Şimdi yıkılma, üzülme zamanı değil…Şimdi onun yanında olma zamanı. Destek olma zamanı. Doktor izin verdiğinde oraya gideceksin ve onun yanından hiç ayrılmayacaksın ve senin varlığını hisseden kardeşim bir an önce kendini toparlayıp aramıza geri dönecek göreceksin…
O da lafını tamamlayamamış gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Emir'i kaybetmek… Bu fikir iki genci de yiyip bitiriyordu o an.
Biraz sakinleşince Koray, Mehmet' e döndü. Feriha'yı biraz temiz havaya çıkarmasını rica etti. Mehmet her ne kadar Koray'a gıcık olsa da olayların hiç de onun sandığı gibi olmadığını kavrayabilmişti artık. Feriha'nın koluna girdi. Onu aşağı indirdi. Kardeşine sarılmış bütün ağırlığını kardeşinin üzerine vermişti neyse. Mehmet gıkını çıkarmadan taşıdı Feriha'yi o meşhur banka kadar. Orayı görünce sakinleşti biraz Feriha. Bu bank hep uğur getirmişti onlara. Bu bankta bekledikleri herkes çıkmıştı bu hastaneden… Dahası burada pekişmişti Emir ile birbirlerine duydukları aşk. İkinci defa bekleyecekti bu bankta Emir'i. Acaba yine Emir'i geri getirir miydi ona, bu bank? Gecenin soğunda, spot ışığı altında bu bankta beklemek, Emir'in hayata tutunması için ödemesi gereken bir kefaret ise aylarca, yıllarca kalkmadan bekleyebilirdi onu burda. Yeter ki sevdiği kurtulsun, yeterki ona dönsün. Aslında bir kaç saat önce içine doğmuştu olacaklar. Hissettiği korku… Yalnızlık… Acizlik… Aşkın getirdikleriydi bunlar ona. Emir'e karşı hissettiği aşkın. Emir'in, vücudunu saran kolları olmadan yaşayamayacağını düşünürken kendi kollarında sevdiği adamın Azrail ile pazarlığına tanık olmuştu. Tutamamıştı işte ellerinden. Kayıp gitmişti parmaklarının arasından taptığı adam. Yine güçsüzlüğü hisseti. Yeni musallat olmuştu bu duygu ona. Acizlik lügatında olmayan bir kelimeydi Feriha'nın. O, hayatı boyunca sevdiği herşeye ulaşmak adına çok çalışmış, çok didinmişti. Yılmadan… Usanmadan… Şimdi hissettiği bu duygular çok yabancıydı ona. Herşeye katlanabilirdi. Emir için herşeye… Bu kadar aciz ve güçsüz hissederken dahi ayağa kalkıp onun yaşayacağına olan inancını haykıracaktı. O kadar çok haykıracaktı ki kendi bile inanacaktı sonunda… Ama inanabilecek miydi?
Mehmet yanında oturduğu halde tek kelime etmeyen kardeşinin omzuna elini attı. Sesi, gözleri yerde birşeyleri okur gibi sağa sola hareket eden ve düşüncelere dalmış olan Feriha'ya güven vermek ister tondaydı.
M: Merak etme kardeşim. O güçlü biri. Bunu atlacaktır. Gerçekten çok mu sevdin onu? Seni hiç böyle görmemiştim. Nasıl bir duygu bu kadar aşık olmak doğrusu merak ediyorum. Seni kkıskandığımı söylemeliyim. Ben hiç kimseyi bu kadar çok sevemedim… Eğer Emir, onu bu kadar çok sevdiğini biliyorsa kesin o yoğunbakımdan çıkacaktır. Ben çıkardım. Sırf beni bu kadar çok seven insanı yeniden görebilmek adına…
Feriha cevap vermiyordu. Aslında Mehmet'i duymuyordu bile. Yüzündeki ifade hiç değişmemişti. Düşünceliydi.
M: Yüzük onundu değil mi? Sana evlenme mi teklif etti?
O sırada arkalarından yaklaşan topuklu ayakkabı sesleriyle irkildi ikisi de. Saat gece yarısını geçmişti ve ıssız hastane önünde kimin olabileceğini düşünerek iki kardeş aynı anda sesin geldiği yöne çevirdiler kafalarını. Aysun onlara doğru yaklaşmaktaydı. Yanlarına gelince durdu hafif öne eğildi ve konuşmaya başladı.
A: Mehmet Bey biraz izin verirseniz Feriha ile özel olarak konuşmak istiyorum.
Mehmet bu istek karşısında şaşırmış ama gözleri yaşlı anneyi kıramayacağı için mecburen olumlu yanıt vermişti. Kalktı ve uzaklaştı.
Aysun oğluyla yaptığı son konuşmayı unutmamıştı. Sen bizim yanımızda olacaksın anne. Yoksa seni asla affetmem. ASLA!!! Kulaklarında çınlayıp duran bu cümle getirmişti onu aşağıya. Bir de Feriha'nın nasıl yıkıldığını, darmaduman olduğunu görmek. Şu an büyük ihtimalle en çok acı çeken iki insan, aynı erkeğe bu kadar özel biçimde bağlanmış iki kadın olarak yanyana olmalıydılar. Birbirlerine destek olmalıydılar. Başka şartlar altında olsa Aysun bunu asla yapmazdı. Ancak Feriha'nın gözleri önünde paramparça oluşunu gördükten sonra oğluyla bu kızın aşkı karşısında saygı duymaktan başka bir şey gelemezdi elinden. O da bunu yaptı. Bu aşka olan saygısı ve oğluna verdiği söz yüzünden burada Feriha'nın yanındaydı.
İki kadının da bilmediği şey ise bu kadar özel bir bağ ile birbirlerine bağlanmış ve aynı ızdırabın pençesinde olmalarına rağmen ikisininde aşka bakış açılarının bu kadar farklı olmasıydı. Feriha aşkın kendini güçsüz kılması karşısında her geçen an daha yok olup giderken, Aysun aynı aşkın oğluna getirdiği güç ve bilgelik karşısında hayranlık ve saygıyla eğilmişti. Şimdi dışarıdan bu kadar ortak noktası olmasına rağmen içsel dünyalarında bu kadar farklı noktalara varan bu iki kadın aynı bankta buluşmuşlardı ve her yer KAPKARANLIKTI… Tek fark bu sefer bankı aydınlatan spot ışığıydı…
A:Nasılsın Feriha?…Biliyorum endişeleniyorsun ama Emir, eğer bunu atlatacaksa senin sayende olacak. O senin sayende çok değişti. Bu gün bizimle konuşurken gördüm onun gözlerindeki ışığı. Sana olan aşkı onu o kadar güçlü kılmıştı ki… Sana olan inancı devam ettiği sürece ben onun her türlü sıkıntının altından kalkacağını düşünüyorum…Açıkçası oğlumu ilk defa bu kadar kararlı ve ayakları yere basar gördüm. Bunu başaran sendin. Ona kattıklarından sonra o bambaşka bir Emir oldu. Senden aldıklarıyla bu hale geldi Emir ve eminim yine bu durumdan da bu sayede çıkacak…
F: Aşkımızın bana getirdiği tek şey onu kaybetme korkusu ve ayrıyken hissettiğim güçsüzlük ve acz. Ben ona bağımlı hale geldim. Ellerimin arasından kaymasından korkuyordum daha bu akşam hissettim bunları… İçim ürperdi. Bununla nasıl başa çıkarım bilmiyorumdum ona birşey söyleyemedim. Şimdi… Çok korkuyorum…
Aysun o zaman anlamıştı Emir'in ne demek istediğini. Zor zamanlar geçiriyoruz…Feriha'ya yardımcı olacaksın… Elini omzuna attı Feriha'nın. Ona sarıldı.
A: Korkmak mı? diye gülümsedi bıyık altından. Korkacak bir şey yok canım. Emir seni çok seviyor bunu biliyorsun. Şimdi yıkılmanın, dağılmanın zamanı değil. O, aşkınızla daha güçlü daha dayanıklı oldu. Sen de onu örnek almalısın. Onun da seni kaybetmekten korktuğuna eminim. Seni kazanmak adına yaptıklarına bakarsak bu yanlış bir varsayım olmaz. Ancak şunu asla unutma Emir'in aşkınıza baktığında gördüğü şey korku ve acz değildi. Benle konuşurken gözlerinde gördüm bunu. Kararlılığından anladım. Damarlarında akan şeyin korkuyla alakası yoktu. İlk defa oğlumu bu kadar güçlü gördüm. Şimdi o gücü sende de görmeliyim. Aynı şeyleri paylaşıyorsunuz ama aynı sayfada değilsiniz. Emir'in içindeki ışık seninle yeniden parlamaya başladı. Bırak o ışık sana da yol göstersin.
Feriha Aysun gelmeden önce düşündüğü şeylerin ne kadar saçma olduğunu anladı. İnanmadığı halde ayağa kalkıp onun yaşayacağına olan inancını haykırmak…İnanmadıktan sonra ne anlamı vardı ki. Peki Emir bu noktaya nasıl gelebilmişti? Bu gücü nereden alıyordu? Feriha'dan mı aşklarından mı? Feriha ile aynı ayrılık korkusunu yaşarken bu ışık nereden geliyordu? Ah Emir ah…Keşke yanımda olsan da bana yol gösterebilsen sensiz bir paçavradan farkım yok şimdi… diye düşündü. Başını Aysun'un omzuna koydu. İki kadın karanlığın ortasında bir spot ışığı tarafından aydınlatılan bankın üzerinde bir süre daha oturdular. Yukarıya yoğun bakımın olduğu kata çıkarken Feriha bu sefer destek almaya ihtiyaç duymamıştı. Kendini daha güçlü hissediyordu. Bu savaşta ben de varım diye düşüdü. Kaybetmeye de niyetim yok…
Ertesi gün olayı duymayan kalmamıştı. Sanem, Haldun, Cansu, Hande, Lara hepsi hastaneye uğramış ve gitmiş sadece Hande ve Cansu kalmıştı. Feriha yoğun bakımdan içeriyi gösteren camın önünde, Emirden bir dakika bile gözünü ayırmadan bakıyordu. Sabah gelen doktor tüm anestezikleri kesmişti ve Emir yavaş yavaş uyanmaya başlayınca da gelip solunum cihazından ayırmış ağzındaki tüpü de çıkarmıştı. Emir artık iyice kendine gelmiş çevresine bakıyordu.Camda annesi ve Feriha ile göz göze geldi. Başındaki doktora birşeyler söyledi. Feriha ve Aysun camın diğer tarafında oldukları için duyamadılar ama doktor dışarı çıkınca bir ihtiyacı olup olmadığını sorunca her ikisiyle de görüşmek istediğini söyleyen doktor her seferde sadece bir kişiye müsade edildiğini ve görüşmelerin bir dakikadan uzun tutulmamasını istediğini belirtti. Önce Aysun girdi içeri.
E: Anne Feriha nasıl? Yıkılmıştır…
A: Merak etme oğlum. Sana söz verdiğim gibi yanından ayrılmadım. Senin kadar güçlü değil ama dayanacak. Sen aramıza döndün ya şimdi çok daha iyi olacaktır. Koray bize olanları anlattı. Sen nasılsın oğlum? Bir şeye ihtiyacın var mı?
E: Daha iyiyim. Daha da iyi olacağım. Ferihayla konuşmam lazım. İçeri gönderir misin lütfen. Sen de eve git dinlen biraz benden felaket durumda görünüyorsun. Üzülmeyin artık. Geçti işte. Birşeyim yok benim.
A: Endişeyle başını anladığı şeklinde salladı. Ancak Emir'e inanmamıştı. Olay çok ciddiydi. En azından sol göğsünden çıkan ve yerde içi kan dolu olan kapalı kavanozlara giden borular olayın ciddiyeti konusunda bilgi veriyordu. Kapıya yöneldi çıkarken arkasını döndü ve oğlum seni çok seviyorum diyebildi. Dışarı çıkınca Feriha'ya seninle görüşmek istiyor dedi. Feriha yoğun bakım için maske ve galoşlarını giymişti bile. Aysun hanım çıkınca içeri girdi. Emir'e yaklaştı. Damar yolu açılan ve bantlarla kaplı elini avuçlarına aldı yüzüne sürdü. Emir'in üzerine eğildi ve alnından öptü.
F: Çok korktum aşkım. Nasılsın? Bir isteğin var mı? Senin için yapabileceğim bir şey? Ne olursa olsun söyle yeter…
E: Hiç bir şey istemiyorum. Ben çok iyiyim. Meraklanma artık. Seni çok seviyorum. Sen nasılsın? Nolur kendini harap etme. Bak, çok daha iyiyim.
Aslında Feriha'nın daha fazla endişelenip üzülmesini istemediği için sol yanını kasıp kavuran ağrıyı görmezden gelmeye çalışıyordu ancak konuşurken vücud dili ve mimikleri ağrının baş edilmesi güç olduğunu ortaya koyuyordu. Feriha Emir'i üzmemek adına çok endişeli görünmemeye çalıştı.
F: Doktor öğlene kadar seni yoğun bakımda tutacakmış Eğer herşey yolunda giderse servisteki odaya alıcaklar seni öğleden sonra orada daha rahat görüşürüz. Lütfen dinlen ve kendini yorma ben dışardayın bir isteğin olursa el işareti yapman yeterli. Gözümü senden ayırmayacağım. Aşkım seni çok seviyorum.
E: Tamam aşkım. Üzülme artık. Ben iyiyim. Daha da iyi olacağım geçti artık.
Feriha son bir kez Emir'in elini alnına, yüzüne sürdü ve öptü. Sonra dışarı çıktı. Dışarıda Hande ve Cansu girmek için bekliyorlardı ancak doktor daha fazla ziyeretçiye izin veremeyeceğini söyleyince Cansu çok sinirlendi. Kapıcı kızı girebiliyorda bize neden izin verilmiyor diyince doktor Emir'in sadece iki kişiyle görüşmek istediğini söyledi. Cansu'nun suratından yaşadığı şok çok belli oluyordu. Başka bir zaman olsa Feriha, Cansu'nun ağzının payını verirdi ancak şu an ilgilendiği en son şey dahi olamazdı Cansu. Bunu haketmiyordu. Hande Aysun'un yanına gitmiş ve Emir ile ilgili son gelişmeleri ondan almıştı. Cansu hastaneyi terkederken, Hande beklemeye devam etti.
Öğleden sonra doktor Emir'i servis odasına çıkardı. Başında çok fazla ziyeretçinin bulunmasının sakıncalı olduğunu ve oda da aynı anda en fazla 2 kişinin sürekli bulunmasının uygun olacağını belirtti. Zehra, Rıza ve Mehmet, Emir odaya çıktıktan sonra geçmiş olsuna gelip eve dönmüşler yanlarında Feriha'yı da götürmek istemişler ama Feriha Emir hastaneden çıkmadan oradan ayrılmama konusunda inat etmiş ve Rıza da kızının hayatını kurtaran adama duydukları gönül borcu yüzünden çok fazla sesini çıkaramamıştı. Hande, Aysun ve Ünal bir süre Emir'in yanında kalmışlardı. Emir'in göğsünden çıkan tüplere bağlı kan ve vücut sıvısı dolu kavonozlarla değil hareket etmesi, lavaboya gitmesi dahi çok zordu ve ciddi bir hasta bakımı ve solunum fizyoterapisi ihtiyacı vardı. Hasta bakıcılar bir yere kadar yardımcı olabiliyordu. Ancak onun esas ihtiyaç duyduğu motivasyon ve morali verebilecek kişi belliydi. Aysun durumu anlayınca akşam üzerine doğru Feriha'yı Emir'in başında bırakıp ayrılmışlar ve herhangi bir gelişme durumunda haber verebilmesi için Feriha'ya cep numaralarını vermişlerdi. Sonunda hasta odasında çift yalnız kalmıştı. Düzenli aralıklarla uğrayan hemşireler dışında odaya giren yoktu. Feriha Emirin tutulan omuz ve beline masaj yapıyor, öksürdüğünde daha rahat nefes alabilmesi için sırtına vuruyordu. Emir ne isterse ikiletmiyordu. 40 saatten fazla süredir uyumuyordu ve çok yorgundu ama o yorgunluğunu hissetmiyor, doktor ne dediyse Emir'in harfiyen yerine getirebilmesi için elinden geleni yapıyordu. Emir yorgunluktan bayılmak üzere olan aşkına baktı. Saat gece yarısını bulmuştu.
E: Çok yoruldun meleğim. Ne ben de öksürecek hal ne sen de ayakta duracak mecal kaldı uyu artık. Dinlenelim biraz.
F: Önemli değil sen iyi ol ben de iyi olurum.
E: Aşkım dinlen artık. Yarın için de enerjiye ihtiyacın olacak. Benim de, senin de…
Feriha refakatçi çekyatına oturdu. Oturdu demek yanlış olur aslında resmen çöktü. Bir an Emir ile göz göze geldiler.
E: Hadi uyu artık. Seni çok seviyorum…
Çarşafı sermeden yastığa kafasını koydu. İçi huzurluydu artık. Emir kurtulmuştu. Biraz uyumasında bir sakınca yoktu…ve uyuya kaldı.
E: Loş hasta başı ışığı dışında karanlık olan oda da yan gözle sevdiği kıza baktı. Kız 40 saati aşkın bir süredir onunla nefes almış ve gıkını çıkarmadan, bir dediğini iki etmeden çalışmış ordan oraya koşup durmuştu. Hayrandı Feriha'ya. Ne güç…İnsanın gerçekten değer vermediği biri için yapamayacağı bir şey diye düşündü. Aşkından alıyor olmalı diye düşündü bu gücü. Acaba ben hiç bu kadar güçlü olabilecek miyim? Diye merak etti. Şimdi sıra ondaydı. Bütün gece uyumayıp Ferihasının nefes alış verişlerini dinledi. Arada rüya görüyor olmalıydı çünkü nefes alışverişleri düzensizleşiyordu. Daha fazla dayanamadı yorgunluğa ve malup oldu göz kapaklarına bağlanan külçelere. O da uyumaya başladı ancak Feriha'nın nefes alışverişlerini dinleyerek daldığından olsa gerek ikisi de şimdi aynı anda nefes alıp veriyordu. Aynı anda düzensizleşip aynı anda düzelen bir ritimle. Farkında olmasa da genç çift, hayattaki o müthiş harmoniyi yakalamıştı çoktan. En başından beri, genlerine işlenmiş olan o tını sayesinde şimdi ikisininde müthiş bir ahenk içinde dansına tanıklık ediyordu KARANLIK…
11-17-2011 09:50 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
doublebassist Çevrimdışı
Junior Member
**

Mesajlar: 2
Katılma Tarihi: Nov 2011
Rep Puanı: 0
Mesaj: #2
RE: 3 – KARANLIK (MRT)
mrt'nin diğer senaryolarınıda okumak istiyorum ama sadece 3- karanlık ve 7- zehir var. nerde 1,2,4,5,6..??
11-18-2011 10:42 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Prenses Çevrimdışı
Junior Member
**

Mesajlar: 19
Katılma Tarihi: Nov 2011
Rep Puanı: 0
Mesaj: #3
RE: 3 – KARANLIK (MRT)
Senaryolar ekleniyor yavas yavas arkadaşlar. eni senaryolarda eklenecektir Smile
11-18-2011 10:49 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
doublebassist Çevrimdışı
Junior Member
**

Mesajlar: 2
Katılma Tarihi: Nov 2011
Rep Puanı: 0
Mesaj: #4
RE: 3 – KARANLIK (MRT)
mrtnin diğer senaryolarını bir an önce eklerseniz çok sevinirim. teşekkürler
11-19-2011 08:42 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
nidaakoluk Çevrimdışı
Member
***

Mesajlar: 69
Katılma Tarihi: Feb 2012
Rep Puanı: 0
Mesaj: #5
RE: 3 – KARANLIK (MRT)
bunlarin dwami yokmu
02-23-2012 06:44 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:

Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Gizemli.net | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS | Sitemap

Yayın Evi

Bölüm Fragmanı | Bölüm Fragmanı